Nedir vampirleri karşı konulmaz kılan? Nasıl olur da karanlık bir varlık bu denli seksi olabilir?
Marie Claire Ocak 2010
Kendini ona bıraktığında artık hiçbir şey düşünemiyordu. Kanı, ruhu, tüm varlığı onundu. Korku yerini ilk kez hissettiği bir tutkuya bırakmıştı; ölümü tatmak istiyordu. Hipnotize olmuştu adeta. Vücudunun her zerresinde hissettiği o buz gibi soluğa karşı koymak imkânsızdı. Kalbi küt küt atıyordu. Gözlerini kapadı, başını hafifçe geriye atarak beyaz boynunu sundu ona. Genç kadın, kendi kanının kokusu burnuna geldiğinde hayatının en büyük hazzını yaşıyordu. Ölüm ve seks ancak bu kadar yakın olabilirdi birbirine...
Tanıdık bir an değil mi? Kabul edelim; hangimiz Drakula filminde Gary Oldman'ın uğruna okyanuslar aştığı Winona Ryder'ın yerinde olmak istemedi, ya da hangimiz Vampirle Görüşme filminde Tom Cruise, Brad Pitt ve Antonio Banderas arasında seçim yapmaya çalışmadı? Peki 'ruhu olan vampir' Angel'a ne demeli? Lanetlenen Angel, sevdiği kadın Buffy'yle beraber olunca nasıl da şeytani Angelus'a dönüşüyordu ve bizler Angelus'tan içten içe daha çok etkileniyorduk? Bir de aynı dizide 'ıssız vampir' Spike vardı ki Buffy sonradan onunla beraber olduğunda mest olmuştuk... Ya Twilight? 2009'un en büyük bombası Twilight'daki Edward Cullen karakterinin cazibesi ve filmin satış rekorları kıran kitabının anlattığı gerçeküstü aşk bu yeni nesil vampir hikâyesini dünya çapında başarıya ulaştırdı. Bugün Cullen'ı canlandıran Robert Pattinson Hollywood'un en gözde genç oyuncularından biri. Hatta Edward Cullen tişörtleri ve bebekleri kapış kapış gidiyor. Moda iyiden iyiye gotik tarza yöneliyor ve vampirin cazibesi bir kez daha insanları ele geçiriyor.
Korku edebiyatı ve tabii sinemasında benzeri örnekler oldukça fazla. Vampir kötülüğün simgesi olduğu kadar güçlü, zengin, soylu, kibar, yakışıklı ve süper romantik bir erkektir. Gizeminin yarattığı heyecan bir yana, tehlikeli çekiciliğidir onu vazgeçilmez kılan. Öyle bir çekim alanı yaratır ki biz faniler kendimizi ona sunmaktan başka çare bulamayız. Bu arada bir de dişi vampirler vardır; müthiş güzel ve seksi kadınlardır ve bir erkeğin onlara karşı koyabildiği görülmemiştir.
Vampir Efsanesi Vampir efsanesinin kökeni milattan önceye dayanıyor. Ancak bizim bildiğimiz anlamda vampir, daha doğrusu vampirlerin efendisi Kont Drakula, 1897 yılında İrlandalı yazar Bram Stoker'ın Drakula kitabıyla şekilleniyor. Stoker kitabını yazarken Eflak Prensi Vladislav'ın hikâyesinden esinleniyor. 'Küçük şeytan' anlamına gelen Drakula adıyla da anılan ve akıl almaz işkence yöntemleriyle bilinen hükümdarı Bram Stoker; gündüzleri tabutunda uyuyan ve geceleri ortaya çıkan bir vampir olarak betimliyor. Sonunda Transilvanya vampirlerin vatanı, Vlad Drakula ise kahramanın isim babası oluyor.
Sinemada Vampir Sinemada vampiri ilk kez 1925 yapımı bir sessiz film olan Nosferatu'da görüyoruz. Ancak asıl olarak 1931'de çekilen ve Stoker'ın kitabından uyarlanan Drakula filmi büyük ses getiriyor. Hollywood sinemasının da etkisiyle vampir, kadınların kendini alamadığı bir varlık haline geliyor. İşin temelinde ise şu gerçek yatıyor; kadınlar kötü erkekleri severler. Asla kendilerine bağlanmayacak, mümkünse deli deli bakan, tehlikeli erkekleri severler. O noktada da feminizmin eseri kalmaz. Tek yol o erkeği kısa süreliğine bile olsa elde etmekten geçer, ya da elde ettiğini sanmaktan. Çünkü en unutulmaz aşk, en acıtandır. Haksız mıyım?