Zerrin Tekindor hem yaratıcılığın boyutlarını zorlayan bir ressam hem de başarılı bir tiyatrocu.
Zarafetin, sadeliğin tanımını yapmak için Zerrin Tekindor'un gözlerine, incecik bileklerine bakmak yeterli. Şimdilerde Aşk-ı Memnu dizisinde Matmazel Deniz de Courton olarak karşımıza çıkan sanatçı tüm samimiyetiyle evinin kapılarını açtı bizlere...
Kimden alıyorsunuz yeteneğinizi? 5 Ağustos 1964 Burhaniye doğumluyum ben. Babam askerdi... Doğduğum yıl orada görev yapıyormuş. Daha sonra Ankara'ya taşındık. Ailemde sanatın herhangi bir dalını meslek olarak seçen yok fakat annemin gizli bir yetenek olduğunu düşünmüşümdür hep. Sanat eğitimi almamış ama gerçekten çok yaratıcı bir kadındı. Çocukluğum onun yaptığı resimlere bakarak ve resmiyle ilgili anlattığı hikâyeleri dinleyerek geçti. Benden bir yaş büyük ablamla birlikte, annem yaptığı resmin üstünden bize masal anlatacak diye heyecanla beklerdik. Ben de ondan etkilendim galiba... Ressam olmayı mı düşlüyordunuz? Evet... Kendimi bildim bileli resim yapıyorum. Hatta okula bile resim yapmaya gittiğimizi zannederdim. Okumak, yazmak ya da matematik değil de; 'Okula gitme sebebimiz daha iyi resim yapabilmek herhalde' diye düşündüğümü hatırlıyorum ama sonra öyle olmadığını gördüm! (Gülüyor)
Resmi hiç bırakmamışsınız. Hem ressamsınız hem de tiyatrocu... Kendinizi tuvalin önünde mi daha özgür hissediyorsunuz yoksa tiyatro sahnesinde mi? Tabii ki tuvalin önünde... Çünkü bomboş. Sizin seçtiğiniz renkler, sizin tercih ettiğiniz dokular. Her şeyi siz sahneliyorsunuz onun önündeyken, sizin seçimleriniz sahneleniyor. O bomboş bir sahne ve tüm kurguyu siz yapıyorsunuz. En etkileyici olan yanı da bu herhalde. Kuşkusuz oyunculuk da uçsuz bucaksız bir alan, insan halinin milyonlarca çeşidi var fakat tiyatroda sizin belirlemediğiniz ve çok belirgin olan birçok öğe vardır. Her şeyden önce bir tekstiniz vardır; sahne, yönetmen, dekor, kostüm her şey çok daha önceden uzmanları tarafından belirlenmiştir... Siz sadece yaratıcı olarak oyunculuğunuzu sergilemeye çalışırsınız. Resmettiğiniz kadınlar hep mor saçları, yeşil kirpikleri olan renkli kadınlar... Tiyatro çok zengin bir kaynak olduğu için belki de... Dekor, kostüm, makyaj, aksesuarlar, otrişler... Oradan yararlanmamak aptallık olurdu herhalde. Tiyatro o kadar muhteşem bir dünyadır ki, eğer ki tiyatrocu değilseniz kulise girdiğiniz anda tam anlamıyla büyülenirsiniz.
Nasıl kadınlar bu kadınlar? Tiyatro dünyasını malzeme olarak kullandım ama bu kadınlar aktris değiller. Bence kadınlar hayatlarını erkeklere göre daha dikkatli yaşamak zorundalar. 'Hanım' olmak zorundalar, aşırı hareketler onlara yakışmaz! Bunu anlayamıyorum. Böyle davranmak zorunluluğu kadının kişisel tercihi değil, toplum baskısı. Resimlerimdeki kadınların abartılı olmalarının sebebi de bu. İllaki mor saçı olmak zorunda değil, söylemek istediğini doğru ifade edebilen, ayakları üstünde durabilen, toplumun yaptırımlarına itiraz eden, istediğini istediği an yapabilen kadınlar onlar... Resimlerinizdeki mor saçlı kadınların aksine, siz gayet sadesiniz... Gittikçe de sadeleşmek istiyorum. Arkamda döküntü bırakmak istemiyorum. Aklımda da gereksiz bilgileri taşımak istemiyorum. Her şey açık ve net olsun istiyorum. Hem arkadaş hem de aile ilişkilerimde...
Dizi oyunculuğunu aslında çok tercih etmediğinizi öğrendim. Aşk-ı Memnu'nun farkı neydi peki? Aslında daha önce birkaç yapımda yer almıştım. Cafe Casablanca örneğin... Daha sonra İstanbul'a geldiğimde Ece Yörenç (Melek Gencoğlu ile birlikte Aşk-ı Memnu'nun senaryosunu yazıyorlar) beni bir oyunda izlemiş ve 'Zerrin'e bir karakter yazacağım' demiş. Sumru Yavrucuk'la birlikte yer aldığımız bir yapım oldu fakat reytingler çok etkili olduğu için yayından kaldırıldı ve ben de biraz küstüm açıkçası. O kadar emek veriliyor ve birden yayından kaldırılıyor. 'Bir daha böyle işlerin içine girmeyeceğim' dedim kendi kendime. Çünkü zaten benim resim yapabilmek için çok ciddi bir zamana ihtiyacım var. Tiyatroya da hiçbir sezon ara verip, oynamadığım olmadı. Gerçekten zaman ayırmam mümkün değildi. Aşk-ı Memnu; yine Ece Yörenç ve Melek Gencoğlu'nun kaleminden çıkınca görüştüm ve gerçekten de oynamayı istedim. Hiç de pişman olmadım, iyi ki de kabul etmişim.
Canlandırdığınız Matmazel Deniz de Courton gibi, tüm hayatınızı yetim kalmış iki çocuğa ve tek bir erkeğe adar mıydınız? Ben çok farklıyım. Matmazel Deniz, çok küçük yaşta babasından ayrılmış ve nerede olduğunu bile bilmiyor; annesi ölmüş. Kendisini tamamen o eve ait hissediyor ve oradan kopamıyor. Aşık olduğu adam başka birisini eş olarak seçse bile o aidiyet hissi ağır basıyor. Ben Matmazel gibi değilim. Birine hayran bin yıl dolaşamam. O kadar romantik değilim, daha gerçekçiyim. Aşk çok üstünde durduğum bir olgu değil.
Yine de romantiksiniz bence... 22 yaşında, Çetin Tekindor'la evleniyorsunuz... Konservatuardaki son yılımdı, Devlet Tiyatrosu'nda Semih Şergen'in Osmancık adlı bir oyunu sahneleniyordu ve Çetin de başroldeydi. Sahneye alışmaları için son sınıf öğrencilerine küçük roller verilirdi o zamanlar. Orada tanıştık ama hiç öyle ani bir etkileşim oluşmadı aramızda. Çetin Ağabey derdik zaten ama 'Ne kadar hoş, ne kadar kibar ve ne kadar iyi bir oyuncu' diye de konuşurduk aramızda, hepimiz hayrandık ona. Okul bittikten sonra ben Adana Devlet Tiyatrosu'nda görevlendirildim, iki yıl orada kaldım. Hiç görüşmedik, konuşmadık. Ankara'ya döndüğümde bir gün evin telefonu çaldı. Çetin; 'Ben Çetin Tekindor, görüşebilir miyiz?' dedi. Ben de kabul ettim. Hatta annem; 'Ne işin var?' diye itiraz etti. Buluştuk ve bir Çin restoranına gittik, tuhaf bir yerdi. (Gülüyor) Çetin; 'Sana çok garip gelecek belki ama ben seninle evlenmek istiyorum' dedi. Ben de kabul ettim! Sonra ne oldu? İkimiz de ne olduğunu anlayamadan evlendik! Öncesinde bir flört dönemi olmadığı için belki de ben adapte olamadım ve on ay sonra ayrıldık ama sevgi mantığa göre ağır basıyor galiba, biraz ani karar verdiğimizi düşündük ve tekrar evlendik. İyi ki evlenmişiz, oğlumuz Hira doğdu ve ben hiç pişman olmadığım bir evlilik yaşadım. Sonra da bitti...
Aşk ve evlilik hakkında ne düşünüyorsunuz şu anda? Şu anda evlenmek gibi bir düşüncem yok. Aşkın da gençlikte, 20'li yaşlarda yaşanan bir heyecan olduğunu düşünüyorum. Çok hoş bir his tabii ama şu anda aşk hayatımın merkezinde değil şu anda... İlişkiniz nasıl oğlunuzla? Londra'da sinema okuduğu için maalesef internet'ten görüşebiliyoruz. Her ne yaparsa yapsın arkasında onu destekleyen bir ailesi olduğunun bilincinde... Bize güveniyor ve ben bunu hissettikçe daha da mutlu oluyorum. Bana çok şey öğretiyor Hira. Görülmesi gereken sergileri, oyunları, filmleri bana hep o söyler. Londra'dan takip ediyor burayı. Şaşırtıyor beni.
Duygu Hamdioğlu Fotoğraflar: Hikmet Tan
Şubat 2009
editto
yıllardır okuduğum tek dergi her ay sabırsızlıkla bekliyorum yeni sayıyı kocaman bir marie claire arşivim var nereye gitsem oda benimle geliyor :) Zerrin Tekindor söyleşisine hayran kaldım kendisinin hayranıyım yıllardır okuyorsa eğer kocaman öpüyorum onu deniz hanım rolü ile tanımış olsada onu insanlar ben onu tiyatro geçmişinin olduğunu çok daha evvelden biliyordum başarılarının devamı diliyorum matmazel deniz :)
Ekin Türkmen; bugün yeniden televizyona dönerken kendini daha huzurlu, yenilenmiş hissettiğinden bahsediyor. Oyunculuk tüm hayatı ama o asla star olmak istemiyor.